top of page
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey YouTube Icon

Erkenci Kuş 16. Bölüm Yorumu || Ekran Kuşu

  • Yazarın fotoğrafı: imgeler
    imgeler
  • 24 Eki 2018
  • 8 dakikada okunur

Kırmızı bir dosyayla başlayan yalanlar, itiraflar, kalp kırıklıkları, sancılı sıkıntılar, çabalamalar, geri dönen karakterler... Her zamankinden farklı bir Erkenci Kuş bölümü izledik cumartesi akşamı. Hikayemizin en başına döndük ve oradaki kırmızı dosyanın içinden taşlar döküldü Sanem ve Can'ın yollarına. Bizi sarsarak iki haftadır içinde olduğumuz toz pembe dünyadan ayırdı ve acı gerçeklerle yüzleştirdi. Bir ufak yalan kar topu gibi büyüdü büyüdü, gittikçe hızlanan yolculuğunda sona geldi ve sonunda herkes bu çığın altında kaldı.




Can ve Sanem'i pamuk şekeri tadında geçen son bölümde lunaparkta bırakmıştık. Bu bölümde yine lunaparktan devam ediyoruz ama sanki Stranger Things'in Upside Down dünyasındaymışız gibi her şey tepe taklak olmuş bir biçimde. İtiraf bölümünün bu kadar erken gelmesini beklemiyordum açıkçası ama tam zamanında oldu gibi hissediyorum. Ne çoğu Türk dizisinde olduğu gibi aşırı uzatıp sıktılar ne de çok aceleye geldi. Yatsı vakti geldi ve yalancının mumu söndü. Sonunda Sanem vicdanını sızlatan yüklerden istemeden de olsa arınmaya başladı. Başladı diyorum çünkü sonunu getiremedi, içini döküp kendini açıklayamadı, müsade etmedi Can. Önceki bölümlerde Metin'le olan kavgasından Can'ın nasıl bir tepkisi olacağını aşağı yukarı biliyorduk zaten ve beklediğimiz gibi de oldu. Anlamlandıramadı önce tabi neden ayrılacak, niye bu yalanlar, ne hırsızlığı, nasıl yapar bunu? 5N1K sorularına döndü adamcağızın beyni, yazıktır günahtır. Bu sahnelerde Can Yaman oyunculuğunu konuşturmaya başladı. Şaşkınlık ve hüzün, arkasından gelen inanamamazlık ve kızgınlık hepsini muazzam bir şekilde hissettirdi. Demet Özdemir de çok iyiydi taksi sahnesinde ve akabinde gelen Can'ın evindeki sahnede. Hayatının aşkıyla bitmiş her şey, tüm yalanların ortaya çıkmış geri dönüşü yok artık. Bölüm başlar başlamaz böyle bir duyu seliyle boğulduk.


Kendimi öyle bir konumda düşününce hıçkıra hıçkıra ağlardım, engel olamazdım göz yaşlarına Sanem'den farklı yapacağım tek şey ters tepeceğini bilsem bile Can'ın arabasına binmeye çalışırdım kendimi anlatabilmek için. Bir yandan suçluluk hissiyle boğuşan diğer yandan da kaybetme, terk edilme korkusuyla baş başa kalan Sanem'in bu çaresizliğini tavırlarında, vücut hareketlerinde çok güzel yansıtmıştı Demet Özdemir.

Dışarıya yansıtmasa da aslında çok duygusal bir karakter Can. Dertlerini, travmalarını içinde saklı yaşadığı için olaylar daha çok etkiliyor hatta onu. Sanem'in itirafından sonra açıklamalarını dinlemeye, dokunuşunu hissetmeye, sesini duymaya dayanamadı çünkü "Ben yıllar sonra ilk defa sana güvendim, hayatımda ilk defa sana böyle aşık oldum. Senin saflılığına, farklılığına, güzel kalbine... Nerede benim sevdiğim Sanem?" sözleriyle anlattığı gibi ilk defa kendini bu kadar açtığı insanın aslında bir kandırmacadan ibaret olduğunu

hissetti ve bu düşünceleri bölümün sonuna kadar devam etti hatta merdivendeki sahnede daha da pekiştirdi. Ona rağmen Sanem'i kırmamak için o sinirle bile elinden geleni yaptı ama iş Emre'ye gelince olaylar öyle gelişmedi tabi ki. Çok yüksek tempolu bir kavga sahnesi izledik. Emre ve Can arasında. Eminim ki Emre'ye olan sinirimiz her geçen saniye arttı bu sahnelerde. Birand Tunca ve Can Yaman yüksek enerjileriyle yaşattılar sahneyi ki Can Yaman'ın sesinden fıskiyeli sahne sonrası hastalığının izlerinin sürdüğü görülmesine rağmen sahnenin enerjisi tavandı. Aslında Emre bu kavgadan çok daha kötülerini hak ediyor çünkü hala yalanların başına açtıklarından ders almamış inatla devam ediyor. Kişisel ilişkilerinin yanı sıra şirkette de Can'ın arkasından işler çevirerek mahvetti her şeyi. Ekranın karşısında hem suçlu hem güçlü şuna bak ya diye söylenerek izledim Emre'yi. Emre demişken ondan ayrılmaz bir gerçek olan Aylin'den bahsetmek zorundayım malum kendisi Emre'ye yapıştı bırakmıyor. Yazı yazarken bile ayıramam onları. Geçmiş hikayesini öğrenmek istediğim bir karakter Aylin. Bu kız ne yaşadı da bu kadar sevgisiz, bu kadar hırslı bir insana dönüştü. Şimdilik sadece kardeş sevgisi nedir hiç ama hiç anlamadığını, aşırı hırslarını ve şirketten kendi söylemesine göre haksızlığa uğrayıp kovulduğunu biliyoruz. Hayatındaki neden ve nasılları çok merak ediyorum. Şirketten atılma hikayesinden başlayarak Aylin hakkında biraz daha bilgi verebilir canım senaristimiz Ayşe Kutlu Üner. Hiçbir karakterin saf kötü olduğunu düşünmüyorum ben, Aylin'in de kendine göre sebepleri vardır, evi satmama meselesinde olduğu gibi.


Bu bölümü izlerken ben Sanem'in yerinde olsam ne yapardım diye düşünmeden de

edemedim. Bir yalan batağının içine düşmüş ve çıkmaya çalıştıkça daha da derine iniyor. Bu olayların Sanem'in suçu olmadığında hepimiz hem fikiriz bence değil mi? Tek suçlu olduğu nokta Can'ın "kötü kral" olmadığını öğrendiği an her şeyi Can'a anlatmaması. Bu zamana kadar seni kandıran insan Emre zaten, onun 'anlatacağım ben' lafına güvenmeden her şeyi bir bir anlatması lazımdı. Tabi ki Can üzülecek, yıkılacak ama şimdi farklı oldu sanki, daha çok yıkıldı hatta. Can'ın da dediği gibi anlatmak için eline bir çok fırsat geçti, o yüzden Can kendisini kandırılmış, alay edilmiş hissetmekte gayet haklı. Ah be Can Divit ne üzdün beni o sözlerinle. Can'ın bu tavrını gördükçe kafamda Can Bonomo - Defol şarkısının çaldığını belirtmeden de geçemeyeceğim.


Üzüldüğün kadar üzdün de ama Can o nasıl sert gitmektir Sanem'e? Çok çok ağır konuştu valla ekran başında ağzım açık gözlerim dolu izledim arşiv odasındaki sahnelerini.

Sanem yine istikrarlı çıktı. Kendini anlatabilmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Gece zaten hüngür hüngür ağlamış ben olsam o gün işe asla gidemezdim. Hele ki Deren bu durumdan istifade edip her fırsatta Can'a sırnaşırken. Demet Özdemir harika bir oyunculuk sahneledi. O çaresizliğini, hüznünü kelimelerle anlatmasına gerek bile yoktu hepsini gözlerinde gördük. Sessiz çığlıklar doluydu bakışları. Ne yaşanmış olursan olsun çevrende olup bitenlerden kopup birisine dalıp gitmek, gözlerini ondan alamamak, gözler görmese bile zihninde görmek aşık insan halidir. Derinden aşıklar

ne kadar kırılsalar da kopamazlar birbirinden. Ne kadar kafanı çevirirsen çevir aynı odada kaldın mı toplantı falan dinlemez dalıverirsin, aşıksın Can Divit. Bu bölüm gözlerin konuşmasıydı resmen. Hem Can Yaman hem Demet Özdemir döktürdüler. Romanlarda da oyunculukta da söylemektense göstermek daha önemlidir, okuyana da izleyene de daha tesirli olur anlatılmak istenen şey. Duygular nasıl gösterilir onun dersini vermişler bu bölümde. Ellerine, emeklerine sağlık.


Can ve Sanem gibi büyük badireler atlatınca aşk daha derin daha kıymetli bir sevgiye, bağlılığa dönüşür. Çok net bir şekilde gördük ki Can ne olursa olsun Sanem'in saçının teline zarar gelsin istemiyor, onu kaybetmekten çok korkuyor. Sanem'i kolundan çekip araba çarpmasından kurtardıktan sonra sıkı sıkı sarılmasında, saçını okşamasında Deren'in de gördüğü gibi etraflarını saran duygu seli çok net bir şekilde görülüyordu. Yorumdan çok övgü yazısı gibi olacak ama bu sahnede de Can ve Demet'i övmeden geçemeyeceğim. Partnerlik diye buna denir işte, bu nasıl güzel bir uyumdur nasıl güzel bir enerji yakalamışlar.


Şu an oturup düşündüğümde diğer bölümlere göre yan karakterler bir tık geri planda kalmış gibi hissediyorum. Aslında senaryo açısından gayet iyi sahneleri vardı ama Can ve Sanem cephesinde böyle sarsıntılı olaylar yaşanırken kafam hep onlarda kalmış. Ama Leyla ve Sanem'in kısa bir sahnesi vardı ki kız kardeşi olan insanları gülümseten bir sahne olduğunu düşünüyorum. Şirketin batması konusunda Leyla Emre'yi savunurken Sanem tabi ki Can'ın haklılığından bahsediyordu. İkiz kız kardeşi olan birisi olarak kardeşine sevdiğini savunma hissini iyi bildiğimden bu sahne beni gülümseten tatlı bir sahneydi. Emre ve Leyla

konusuna gelirsek de aşk bu ne yapalım ota da konar mı desem bilemedim. Gitsin ota konsun bir zahmet Osman gibi bir bahtsız bedevi varken Emre de kimmiş? Leyla bu bölümde çözemediğim karakterlerden ilki oldu. Geçen bölümlerde rüşvet olayına tanık olunca Emre'ye olan sevgisinin azaldığını ve Osman'ı Güliz'den kıskanmaya başladığını görmüştük. İnsan bir şeyi kaybettikten sonra

değerini anlar ya aynı o misaldi Leyla'nınki. Bu bölüm kendisinin de kafası karışmış olacak ki benim de kafamı karıştırdı. Emre yüzünden şirket batıyor Leyla'cım sen hayırdır nereden çıktı bu koruma içgüdüsü? Gerçi yıllarca Emre sayesinde öğrendikleri çok fazla, onun emeği çok büyük Leyla üzerinde ama ne olursa olsun Osman var ya Osman. İlla birine aşık olacaksan ona aşık ol yazık değil mi çocuğa? Sonuna kadar Osman'cı biri olarak sonsuza kadar savunabilirim bu konuyu. Siz Team Osman mısınız yoksa Team Emre mi çok merak ediyorum, yorumlarınızı beklerim.


Dediğim gibi hüzün dolu bir bölümdü bu bölüm o yüzden insanın boğazını düğümleyen sahnelerden Top 3'ümü paylaşacağım sizlerle;
Arşiv odasında Can, Sanem'in gitmesini istemediğini kabul etmeyip "Şirkete borcun varmış onu ödeyene kadar çalışmak zorundasın sonra ne istiyorsan yap, umurumda değil." demesi. Ah Can Divit ah, bu nasıl bir laf böyle denir mi hiç! Yıktın kızı. Sen de yıkıldın gerçi onu da gördük. Niye bu kadar ağır konuşuyorsun annecim? Yapma etme gözünü seveyim.
Can merdivende otururken Sanem'in yanına gitmek için müsaade istemesi. Birbirlerini görmek, birbirlerine dokunmak için can atarlarken birden bu duruma gelmeleri çok üzücü. Bu sahne de sözlerin yanında gözlerin de konuştuğu sahnelerden bir diğeri. Burada yönetmenimiz Çağrı Bayrak'a da bir teşekkür etmezsem ayıp etmiş olurum. O ne güzel bir sahneydi öyle yönetmenim. Elinize sağlık.
Can telefonda Remide Hanım'la konuşurken Sanem'le olmadı, olmayacağız demesi. Daha ne kadar vurabilirsin be Can. Böyle ölmez insan füze at füze.



Başta da dediğim gibi şu ana kadar izlediğimiz bölümlerin aksine buram buram dram kokulu bir bölümdü. CanEm'in yoluna taşlar çıksa da bir romantik komedi dizisi olduğunu unutmamak lazım. Bu kadar ağladığımız yeter biraz da gülelim tadında çok komik iki sahne

vardı. Birincisi tabi ki Cey Cey'in memleketinden gelen kolinin sonunda açılması. Üç dört bölümdür "Senin memlelet nere?" sorusu hem ajanstakilerin hem de bizim kafamızda dönüp duruyor. Cey Cey'in korkuları, fobileri dünyamıza yabancılığından, alışamamasından kaynaklı bence. Bilmiyorum çok mu uçuyorum ama sanki bir peri masalı dünyasından gelmiş gibi Cey Cey. Memleketten gelen kolinin herkese çok ağır gelmesi ama minnacık kızın ve Cey Cey'in tek elle sanki boşmuş gibi kaldırması, tüm köyün aynı gece aynı rüyayı görmesi, aşk iksirleri hazırlaması gibi masalsı fantastik ögeler var ki bunlar hep benim fantastik bir diyardan geldiği tezimi güçlendiriyor. Şimdilik bizim hayal gücümüze bırakılan Cey Cey'in memleketinin açıklığa kavuşacağı bölümü merakla bekliyorum. Ayrıca artık memleket de Ayhan'ı gösterdiğine göre hadi

bakalım hayırlısı diyelim. Bu bölüm CanEm cephesi kaos dolu olduğu için yan karakterler normalden daha geri planda kaldılar ama önümüzdeki bölümlerde Ayhan ve Cey Cey çiftinden de bir ekşınlar bekliyorum. Bir diğer güldüren sahne ise tahmin ettiğiniz üzere Zebo'nun İtalyan mafyasına takmasıydı. Askerde bir özgüven geldi bu çocuğa sanki, askerlik insanı değiştiriyor tabi (!). Bu iki sahne buruk kalbime iyi geldi. Hüzünlere bir reklam arası girdi, birazcık kahkaha attık.


İtalyan mafyasından bahsetmişken bir süredir görünmeyen ama fena bir dönüş yapan Fabri'ye bir selam çakmadan da olmaz. Bu bölümde önemli bir rolü vardı ve bir süre daha bizlerle olacak gibi görünüyor. Bir yandan şirketi kurtarıyor, bir yandan Sanem'in çevresinde kokusunun peşinde ve Can'ın kıskançlık duygularını kabartıyor. Gördüğünüz üzere pek meşgul şu an kendisi, iki üç bölüm daha göreceğiz Fabri'yi bence. Leyla'dan sonra bu bölüm anlayamadığım diğer karakter ise Fabri. Sanem'den hoşlanıyor gibi geliyor bazen ama sonra yok ya hoşlanmıyor sanırım diyorum. Önümüzdeki bölüm tavırlarını biraz daha gözlemleyip net bir karara varacağım bu konuda. Fabri hakkında anlamlandıramadığım bir diğer şeyse bölümün sonunda neden öyle saçmaladığı? Kasten mi yaptı acaba? Sanem'le uzun bir

süredir görüşüyoruz ve kokusunu bana verecek anlaştık demesi kafamda soru işaretleri oluşturdu. Benim mi yoksa Fabri'nin mi zaman algısı kaydı acaba? İki kere görüşmedi mi bunlar yahu, onlar da arabada yaptıkları kısa konuşmalar sadece. Bu konuşmalar sonucunda da Sanem'le başka bir koku üzerinde çalışmalarına karar vermediler mi? Bize göstermedikleri başka bir konuşmaları olduğunu sanmıyorum. Sanem de kokusunun artık sadece ona ait olmadığını biliyor. Can'la aralarındaki ilişkinin başlangıcından beri ilişkinin temellerinde olan bir şey. Can bu koku sayesinde vuruldu ona ve sonrasında yine bu koku sayesinde tanıdı. Bir koku olmaktan çıktı, manevi bir değere ulaştı. Bu yüzden Fabri karşısında tavrı hep çok sabitti Sanem'in. Peki sen böyle diyerek ne amaçlamaktasın Fabri? Neyse Can'ın aklı başına gelir en azından Fabri sayesinde. Fabri konuştukça Can'ın bakışlarından dedim ki tamamdır geliyor eski Can. O nasıl bir bakıştır. Bak yine döndük dolaştık aynı noktaya geldik: Bakışlar. Erkenci Kuş'un bu kadar sevilmesinin sebeplerinden biri bu zaten bence. Demet Özdemir ve Can Yaman'ın uyumu ve gözleriyle konuşabilmeleri. İnanın ki bu bakışlar yerine dünyanın en iyi diyaloglarını da koysanız bu kadar etkilemez insanları.


O zaman bu bölüm hakkında kısaca şöyle diyelim;

Aşk sustu, gözler konuştu.

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim konu ise styling. Uzun zamandır bir dizide gördüğüm en iyi stylinge sahip Erkenci Kuş. Bu bölüm de şaşırtmadı, yine çok güzeldi. Birazcık da olsa modayla ilgileniyorsanız sırf kombinlere bakmak için bile ikinciye izlenir bölüm. Bu konuda da Aslı Parlak'ı tebrik etmek lazım. Birbiriyle match ettiği parçalar, aksesuarlarla tamamlaması tam anlamıyla şahane. Özellikle aksesuar konusunda çok beğeniyorum ben. Sanem'in bel çantaları, Can'ın takıları, Deren'in broşları hepsi birbirinden güzel. Hem erkekler hem de kadınlar kendi kombinlerine uyarlayabilecekleri fikirler alabilirler. Erkekler için fularların alternatif kullanımlarını bir çok bölümde görüyoruz. Gömleğin koluna, pantolonun paçasına bağlanan fularlarla kombin çok farklı ve cool bir havaya bürünüyor. Bu bölümdeki favorim ise yine fular temasından ve Aylin'den geldi. Pantolonunun beline bağladığı fular detayı çok çok hoşuma gitti. En kısa zamanla etek ya da pantolon beline fularlı bir kombin yapmak istiyorum. Tekrardan Aslı Parlak'ı tebrik ediyorum çıkardığı harika işlerden dolayı. Bölümdeki iyi stylingin tek istisnası Sanem'di. Bölümün başındaki gömlek elbise ve etek kombini ne kadar muhteşemse ilerleyen dakikalardaki kombinleri de bir o kadar kötüydü. Çizgili pantolonunun üzerindeki püsküllü ceketi, ispanyol paça kot pantolonu... Stylisti mi değişti diye düşündüren, anlam veremedim kombinlerdi. Erkenci Kuş stili için daha detaylı uzun uzun bir yazı yazmak isterim. Eğer böyle bir yazı okumak isterseniz yorum yazarsanız harika olur.



Tabi benim bu yazıyı yazmam biraz uzun sürdü, bölüm demlendi biraz ve haftanın ortasına geldik. Çoktan birinci fragmanı izledik bile. Fragmanlardan gördüğümüz kadarıyla 16. bölümdeki melankolik hava birazcık kırılıyor. Kıskançlıklar, tatlı çekişmeler ufak ufak başlıyor. Bize de cumartesi gününü merakla beklemek kalıyor bir tek.







Yorumlar


TÜM PAYLAŞIMLARDAN HABERDAR OLMAK İÇİN KAYDOLUN.

  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey YouTube Icon

© 2023 by Shades of Pink. Proudly created with Wix.com

bottom of page